Sayfalar

10 Şubat 2012 Cuma

Crowdfunding - 4 (Amerikan Tarihi)

Kıvılcım Anı
“Bulaşıcılık, küçük nedenlerin büyük bir etki yaratması ve değişimin kademeli olarak değil de çarpıcı bir noktada aniden gerçekleşmesi, işte bu üç özellik kızamık hastalığının küçücük bir sınıftan tüm ilkokula yayılmasını veya gribin her kış boy göstermesini tanımlayan üç prensiple birebir uyuşuyor. Bu üç özellik arasında, salgınların çarpıcı bir noktada yükselmesi veya düşmesi fikri en önemlisi; zira diğer ikisini anlamlandıran ve modern değişimlerin gelişim seyirlerine dair en sağlam ipucunu veren prensip, bu. İşte Kıvılcım Anı, salgınlarda her şeyin bir anda değiştiği bu çarpıcı noktaya verdiğimiz isim.
Hepimiz aslında değişimlerin kademeli olarak gerçekleşmesi gerektiğine inanırız. Beklentilerimizi, zamanın kendi sakin akışı belirler. Ama Kıvılcım Anları’nın hâkim olduğu bir dünya, beklenmeyenin beklenene dönüştüğü, radikal değişimin sadece küçük bir olasılığın ötesinde bir şey haline geldiği bir yerdir. Bu dünyada ani değişim bütün beklentilerimize karşın kesindir.
Tüm bunların temelindeki amaç; eğitimciler, ebeveynler, pazarlamacılar, girişimciler, iş adamları ve politikacılar olarak başarmak istediğimiz her şey üzerinde belirleyici rol oynayan iki basit soruyu yanıtlamak. Neden bazı fikirler, davranışlar veya ürünler salgına dönüşürken, diğerleri başarısız oluyor? Ve kendi olumlu salgınlarımızı bilinçli olarak başlatmak ve kontrol altında tutmak için neler yapabiliriz?
Gelin hep beraber önce kısa bir Amerikan tarihine çıkalım…
BOSTONDA’Kİ BİR AT ÇİFTLİĞİNDE çalışan genç bir seyis, 1775 yılının 18 Nisan’ında, akşamüstü, bir İngiliz subayının yanındaki kişiye, “yarın ortalık cehenneme dönecek” gibi bir şeyler dediğini duydu. Bunu duyar duymaz da Boston’un North End bölgesindeki demir ustası Paul Revere’in evine koştu.  Revere haberi endişeyle dinledi çünkü bugün kulağına çalınan ilk söylenti değildi bu. Bir süre önce de normalden fazla sayıda İngiliz subayının, Boston/Long Wharf’da toplandığına ve aralarında alçak sesle konuştuklarına dair haberler almıştı. İngiliz Filosunun mürettabatı, Boston limanında, Kraliyet Donanması’na ait “Somerset” ve “Boyne” adlı gemilerin altındaki teknelerde toplanmış, gemileri telaşla limana bağlıyordu. Diğer bazı denizciler de, aynı sabah limanda son dakikaya bırakılmış ayak işlerini tamamlarken görülmüşlerdi. Boston’un kuzeybatısındaki Lexington’a ilerleyecekler, sömürge bölgesinin siyasi liderleri John Hancock ve Samuel Adams’ı tutuklayacaklar, sonra da bölgedeki yerel milislerin silah ve mühimmat sakladıkları depolara el koymak amacıyla Concord kasabasına doğru harekete geçeceklerdi.
Bundan sonra olanlar, Amerikalı her öğrencinin ezbere bildiği masalsı bir tarif efsanesine dönüştü. 18 Nisan gecesi, saat onda, Warren ve Revere buluşmuşlardı. Boston çevresindeki halkı İngilizlerin ilerleyişine karşı uyarmaları gerektiğine karar vermişlerdi; böylece yerel milis kuvvetleri İngiliz askerlerini karşılamaya hazır olacaktı. Revere, Boston Limanı’ndan feribotla Charlestown’a geçmiş ve oradan atla Lexington’a doğru “gece yarısı yolculuğuna başlamıştı. İki saat içinde 20 km yol almıştı. Yol üstünde geçtiği Charlestown, Medford, Kuzey Cambridge, Menotomy gibi tüm kasabalara haberi aktarmış, tek tek kapıları çalarak sömürge bölgesinin yerel liderlerini İngilizlerin planları konusunda uyarıp, bu haberi tanıdıkları diğer cemaat liderlerine de ulaştırmalarını istemişti. Kilise çanları çaldırılmış, dört bir yana davullu çığırtkanlar yollanmıştı. Yerel liderler, Revere’nin ilettiği haberlerin, gönderdikleri atlı ulaklar vasıtasıyla tüm bölgeye bir virüs gibi aktarılmasını sağlamıştı. Haber Licoln/Massachusetts’e sabaha karşı birde, Sudbury’e üçte, Boston’un altmış kilometre kuzey batısındaki Andover’e beşte ve son olarak hayli batıdaki Worcester’e bağlı Ashby’e sabah dokuzda ulaşmıştı. İngilizler en nihayet 19 Nisan sabahı Lexington’a doğru hareket başlattıklarında, iç kesimlere yönelik bu ani saldırıları, örgütlü ve sert bir direnişle karşılanmış, askerler büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaşamışlardı. İngiliz askerleri o gün Concord’da milis güçleriyle karşı karşıya gelmiş ve darmadağın olup bozguna uğramışlardı. Bu ilk yüzleşme ve çatışma Amerikan Devrimi olarak bilinen savaşın başlangıç noktası olmuştu.
Tüm bunlara rağmen, söylentinin hala gizemli ve çözülememiş bir yanı mevcut. İnsanlar her türden bilgiyi sürekli olarak birbirlerine aktarıyorlar. Ama bu bilgi alışverişi sadece nadir durumlarda bir söylenti salgınını tetikleyebiliyor.
Paul Revere’in yolcuğu örneğinde bu sorunun yanıtı basit gibi görünüyor, değil mi? Zira Revere, sansasyonel bir haber aktarıyordu en nihayet: İNGİLİZLER GELİYOR ! Ama o gece yaşanan olayları daha yakından incelerseniz, bu basit yanıtın da bilmeceyi çözmediğini görürsünüz. Revere, Boston’un kuzey ve batısına doğru yolculuğuna başladığı sırada, William Dawes adında genç bir deri tabaklama ustası da, aynı amaç doğrultusunda Boston’un batısındaki kasabalar üzerinden Lexington’a doğru acilen yola koyulmuştu. Revere’la aynı mesajı taşımış ve aynı sayıda kasabayı geçerek aynı mesafeyi katetmişti. Ama Dawes’in yolculuğu sırasında uğradığı kasabalarda, Rever’in güzergahı üzerinde yarattığı yangına benzer bir kıvılcım ateşlenmedi. Yerel milis önderleri Dawes’in aktardığı haberlerden pek tedirgin olmamışlardı. Hatta Dawes’in yol üzerinde uğradığı büyük kasabalardan birisi olan Waltham’dan ertesi günkü çarpışmaya o denli az milis katılmıştı ki, tarihçiler sonraları Waltham’ın İngiliz yanlısı bir nüfusa sahip olduğu sonucunu çıkarmışlardı. Hâlbuki durum böyle değildi.
Waltham halkı İngilizlerin gerçekten geldiğine ikna olduklarında vakit artık çok geçti. Eğer bir söylenti salgısının tetiklenmesi açısından tek önemli unsur haberin kendisi olsaydı, Dawes de günümüzde Paul Revere kadar tanıdık bir isim olurdu. Ama durum böyle değil. O halde şu soru akla geliyor: Dawes başarısız olurken neden Revere, ismini günümüze taşıyacak kadar büyük bir başarı elde etti?
Bu soruyu şöyle yanıtlamak mümkün:
Her hangi bir sosyal salgının başarıyla kıvılcımlanması, nadir rastlanan belirli sosyal becerilere sahip kişilerin, bu salgının yayılması sürecine ne derecede iştirak ettiklerine bağlıdır. Revere’nin haberi bu kıvılcımları yaratırken, Dawes’den gelen haberler böyle bir sonuç doğurmadı çünkü iki adam arasında önemli farklar mevcuttu.”
Bu anlatılanlar ışığında günümüzde yaşanan Arap baharını, Facebook etkisini veya diğer konuları yorumlayabiliriz. Lakin şu bir gerçek ki 21. yüzyıl insanların daha çok paylaşarak refah yaratmayı seçecekleri bir yüzyıl olacak. Bu kadar sosyal paylaşım sitesinin olmasını ve ülkelerin domino taşı etkisiyle birbirlerini hem ekonomik hem de politik olarak etkilemesini bu ve benzer şekillerde değerlendirebilmek mümkün. Amerikan Başkanı OBAMA’nın Mısır konuşmasında söylediği cümle zaten neler yaşanacağına işaret ediyor: “21. Yüzyıl Girişimcilik Çağı Olacak” diyor. Dolayısıyla bu argümanı destekleyecek gelişmelerin yaşanması hiç de beklenmedik bir durum olmayacaktır. İşte bu nedenle Crowdfunding benzeri sosyal destek üzerine kurulan ticari sitelerin yaygınlaşması giderek daha çok artacak ve insanlar birkaç sene önce hayal bile etmedikleri şeyleri yapmaya başlayacaklar. Yoksa başka türlü ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de dünyanın diğer yerlerinde projesi olan küçük girişimciye devletin veya büyük sermayedarların yeterli derecede ulaşması mümkün olmayacaktır. Bu kişilere yine kendileri gibi grupların bir araya gelerek topladığı fonlar ancak kurtarıcı olabilecektir.
Türkiye’de bu noktada hem melek yatırımcılığı destekleyecek hem de mikrofinansman sağlayacak crowdfunding benzeri platformları oluşturmanın hem bu yüzyılın ruhuyla hem de ülkemizin potansiyeliyle çok uyumlu olduğunu düşünüyorum. Bu işlerin gelişmesi sizlerin de yukarıda gördüğü gibi bazen yüz kişi yerine bir iki kişinin harekete geçmesine bağlı olabiliyor. Ama bu kişilerin kimler olacağını bilemeyebiliyoruz. Bazı insanlar Türkiye’de girişimcilerin ve yatırımcıların virüs gibi salgın şeklinde çoğalabileceğine ihtimal vermiyorlar. Ama ben günümüz imkânları dâhilinde bunun pek tabi mümkün olabileceğini düşünen azınlıklardan birisiyim ve benim gibi düşünen insanların sayısı arttıkça yakın gelecekte elinde doğru bir projesi olan her insanın bir şekilde maddi kaynaklara ulaşabileceğine de inanıyorum.
Derleyen:
Can Uludağ
canuludag@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder